"Sevgi, ruhlar arasındaki benzeşmeden dolayı oluşan imtizac ve kaynaşmadan ibarettir. Nitekim bir suyu diğer bir suya karıştırınca birbirinden ayıklamak imkansızdır. Bu nedenle iki şahıs arasındaki sevgi öyle bir noktaya varmaktadır ki, birisi diğerinin acısını duyar olur; onun haberi olmadan yakalandığı hastalığa yakalanır."
Sevgi aynı kaderi paylaşmaktır. Öyle bir paylaşma ki iki tarafın kalbine huzur ve ferahlık getirsin; hastalıklara deva olsun.
Çünki paylaşılmayan sevgi yalnızca bir dert ve acıdan ibarettir. Eğer eşit bölünmezse, gönlü, sevginin diğer yarısı olan dert istila eder. Bu yüzden tek taraflı sevgi acı; karşılıklı sevgi de sevinç verir.
Birbirini seven iki kişi arasında sevgileri derecesinde bir benzerlik vardır. Menfaatlerde, karakterde veya amaçlardaki benzerlikler gibi.
Bunlardan en etkin olan sevgi karakterdeki benzerlik sonucu doğan sevgidir. Bunda karşılık beklenmez ve insan, sevgisini izhar için daima kendisinin ruh ve ulviyet yönünden benzerini, eşini arar ve ancak ruhun eşi ile sükunet bulur.
Hani ayet-i kerimede buyurulduğu gibi:
"Sizi bir tek nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan da eşini var etti (Araf, 189)"
Sevenin ruhu sevilene meyilli yaratılmış olup kendisini ona yakın hisseder. Sevilen bu yakınlığı duymuyorsa eğer, arada sevgiyi perdeleyen maddî yahut manevî engeller var demektir. Engeller sevenin yüreğine, sevginin ikizi olan acı biçiminde yansır.
Sevilenin bu sevgiye karşılık vermesi; ancak engellerin ortadan kalkmasıyla mümkündür ve o vakit, acı da birden bire sevgiye dönüşür. Diğer bir ifade ile sevgi eşit bölününce, acı alır başını gider. Kalpler karşılıklı aynı sevgi ile dolunca dert hafifler, sevinç çoğalır. Kulların rızkını paylaştıran Allah, sevgiyi de onlar arasında eşit paylaştırmıştır; çünki.
Seven iki kişiden birinin başına gelen, hastalık veya esenlik, diğerinin de başına gelmeyince aradaki gerçek sevgi anlaşılamaz, acı kendini gösterir. Hani eski bir şairin dediği gibi:
"Rabbim! Şayet aramızdaki sevgiyi bölüştürmeyeceksen, bari onun yokluğuna da yanabilecek katı bir yürek nasip et bana."
Eğer sevgili hasta iken hasta olmuyorsak gerçek sevgiyi ve sevinci tadamayız.
Bugün düne ekleyebileceğin ne yaptın sevgili? Kaç kitap okudun mesela, kaç cümlesini not ettin bir kenara? Ve kaç damla düştü içine içinden, canını yakan? Her yazılmışın en mükemmeline, zikr’e kaç kez açıldın? Kaç kez zikr açıldı sana, nur yağdı üzerine?
Bugün düne ekleyebileceğin ne yaptın sevgili? Kızın için ne düşledin mesela, kaç kez onu sevdiğini söyledin ve kaç kez okşadın kumral, ipek saçlarını? Minik ellerini avuçlarına alıp kaç kez öptün ‘şükürler olsun’ diyerek? Ve onun, gözlerinin önünde her an biraz daha şekillenen apaçık bir müjde olduğunu kaç kez düşünüp döndün yüzünü kıbleye?
Ne yaptın bugün sevgili, içini huzur kaplayan? Kaç kez huşû ile kapandın secdeye mesela gözlerin nemlenerek, kaç kez hissettin O’nu tam karşında? Ve merhametine kaç kez koştun tüm hatalarına rağmen? Yüreğine düşen her bir kara noktanın endişesine kapılıp kaç kez tevbe’ye sığındın ak-pak olabilmek için?
Ne yaptın bugün sevgili, yarına hazır hissetmek için kendini? Kaç gönüle girdin mesela bir sıcak tebessümle, kaç gönül kazandın dualarına seni de alabilecekleri? Ve ‘yarın bir daha olmazsa’ endişesinden uzak yaşayabildiğini kaç kez farkediverdin? Her batan günün O’na biraz daha yaklaşmak olduğunu hissedip kaç kez kavuşma heyecanı ile yandın?
Ne yaptın bugün sevgili, yüreğini bir tüy kadar hafif hissedebilmek için? Son kuruşuna kadar dağıtabildin mi her şeyini mesela ‘fi sebilillah’ diyerek? ‘Dünya onların olsun’ terennümü dilinde kaç kez onardın elbisendeki sökükleri? Ve O’nun va’dine inancını kaç kez yineledin? Kaç kez en sıcak uykundan ayrılıp gece buluşmasına koştun sevinçle?
Ey sevgili, ne yaptın bugün? Kaç kapıyı çaldın mesela hiç açılmasa da, kaç kapıdan geri döndün ziyareti yarın’a erteleyerek? Ve kaç kez boynu bükük, bir gölgeye oturup ‘nasıl anlatabilirim’ sorularıyla yüreğini dağladın? Kaç kez vazgeçebildin uğruna hayatından, geride bırakacaklarını aklına bile getirmeden?
Söyle sevgili, ne yaptın bugün sokaktaki kedi için? Açlığa direnen beden, anne sıcaklığını özleyen bebek, öksüren komşun için… Kaç kez ‘elhamdülillah’ dedin mesela? Ve kaç kez dünyaya geliş amacını tartıştın kendinle? Dün’e takılmadan, ama dün’e bir şey katarak ilerleyebildiğine kaç kez inandın?
Söyle sevgili, bugün ne yaptın? Kaç kez hatırladın kendine gülümsemeyi ve kaç kez suçlamaktan vazgeçtin her şeyi? ‘Sevmek ölmekle başlar’ çizgisinde kaç kez bulabildin varlığını? Bu yolun tam da üzerinde gelmiş olman dünyaya, nasıl bir lütuftu senin için, kaç kez şükrettin teslimiyetin için? Söyle sevgili söyle, kendini kurtarabilmek için kaç adım attın bugün?
***Naz Ferniba***
Kalbimizin Duası...
Allah'ım Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden tutmanın sırlarını öğret, Ya Rabbi!
Allah’ım! Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,salgın ve saygın bir hastalığa dönüştür, Ya Rabbi!
Allah’ım! Kandillerimizi hakiki kandil, Düğünlerimizi hakiki düğün, Bayramlarımızı hakiki bayram eyle Ya rabbi!
Allah’ım! Cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz ikinci kurtuluş savaşımızda bizleri mansur ve muzaffer eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! Milletimizi,idarecilerimizin önüne engel olmaktan, İdarecilerimizi de milletimizin önüne engel olmaktan muhafaza eyle ya Rabbi! Bizlere devlet-millet bütünlüğüne ulaşmamızı nasip eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini, Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır ya Rabbi! Allah’ım! Her sabah, güneşi üzerimize yeniden ışıklandırıp günümüzü pırıl pırıl aydınlattığın gibi, Her sabah, içimizdeki güneşi de, yeni ümitler, yeni hedefler ve yeni heyecanlarla üzerimize ışıklandır,Ya Rabbi!
Allah’ım! Bizlere ilim açlığı ihsan buyur Ya Rabbi! Suya,ekmeğe olan iştahımız gibi, kıyamete kadar kapanmayan bir kitap okuma iştahı ihsan buyur, Ya Rabbi!
Allah’ım! Hayatımızın her anında, namazda gibi, ilahi huzurda olduğumuz bilincinden ayırma, Ya Rabbi!
Allah’ım! Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız, cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma, Ya Rabbi!
Allah’ım! Çalışmalarımızı bir ibadet bilinci ve ibadet huzuru içinde yapmayı nasip eyle,Ya Rabbi!
Allah’ım! Bizlere her daim, hem kavli, hem de fiili dua yapmayı nasip eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,kapasite israfının şerrinden de sana sığınıyoruz, bizleri muhafaza eyle, Ya Rabbi!
Allah’ım! Sistematik çalışmayı; en büyük zevkimiz, en tatlı lezzetimiz, en birinci yaşam ilkemiz haline getir Ya Rabbi!
Allah’ım! Önce Hak’tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle, Ya Rabbi!
AMİNNNNN
Beraatimizin uhrevi manada hepimiz için gerçek bir beraet vesilesi olmasını temenni ediyoruz dualarda bululaşım inşallah.baki selamlar
İnşirâh…İnşirâh…İnşirâh…Hâra düştüm,dilime kan değdi yüreğime od.Dâra düştüm Ey Rab bana bir inşirah…Ah-u efgânımı bir dinleyiver, bu gece çok karanlık…katran karası olmuş göğsümü bir açıver…Daraldım…Bir bakıver..
Genişlettin ey yar! Dünyadan bunaldığım her vakit,yağmur yağmur yüreğime,damla damla gözlerime düştün.Semalarda yerim yok bilirim,arşlardan ta ki gönlüme düştün.Yaralar bedenimde yol çizerken adeta,tuz değil ,sen gönlüme tılsım sürdün.Dünya zemininde ayaklarım kayarken bir bilinmezliğe, tut n’olursun bırakma bilmediğim alemlere…Gece ve ben iki biçâre yine kapındayım.Soluklanmak istiyorum Ya Rab! Gece yeminli konuşmuyor benimle.Gece küskün bana, yalnız bıraktım onu gelirim diye.Gitmedim ona Ya Rab! Geceler bensiz geçti,seccadeler eşsiz,yıldızlar yoldaşsız kaydı.Geceye söz verdim gelirim diye,gitmedim.İhanetim var ona..Gece yeminli..Ben sana bugün yalnız geldim.Terkedilmiş sevdaların mekanından geliyorum.Yıllanmış sevgilerin koynundan.Ayrılıklardan geliyorum.Yalnızlıktan…Gönlümün tenhasından geliyorum.Gecenin günahlarımı örtmeyen mahremiyetinden geliyorum.Dünyanın arkamdan yırttığı gömleğimle.Kimsenin duymadığı ama kulağımı çınlatan aff sesleriyle geliyorum.Ademin utangaç bakışlarıyla,Nuh’un terk-i diyarıyla bir yunus affı edasıyla geliyorum.Daraldım Ya Rab! ‘kabul’ ümidinin ferahlığıyla geliyorum.Yüreğim üşüyor artık,mahşeri bir yalnızlıkla geliyorum.Aç Ya Rab n’olursun aç göğsümü tekrar bir köz değdir.İçimin vahalarından kurtar beni.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet genişlet beni.
“Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü .”(inşirah/2)
Attın ey yar! Ben bilemedim yükümün azaldığını ama sen hafiflettin beni.Dünyanın omuzlarıma yüklediği bu ağırlık, yüzümü yere düşürmeye başlamışken,bu yükü benden alarak belimi sen doğrulttun.Rükuya eğilen bir beden senin karşında yüce makama erdi.Secdeye değen baş,merhametinle sana erdi.Oysa ben bilemedim.Kirlenmiş yüreğimle,sözlerimi dünyaya aşina ettim kapıldım bu misafirhanenin işvesine.Şimdi temaşa bile edemiyorum masivayı.Aydınlanmıyor gözlerim,yeşermiyor kırık düşlerim.Yoksa Ey Rab ben,sen olan benliğimi çoktan mı tükettim…Züleyha kadar günahkarım,Yusuf kadar masum olmak isterdim oysa ama ben düştüğüm zindanda ezilecek kadar günah topladım.yüküm ağır…Tüm zerrelerim affına sığındı…Mecalsizim,hissizim,bir o kadar da cahilim…Al yükümü Ya Rab n’olursun al belimi büken bu yükü tekrar hafiflet beni.Doğrult ki beni,yüzüm sana dönebileyim.Elimi sana açabileyim.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet doğrult beni.
“Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?”(inşirah/4)
Yücelttin ey yar! En şerefli varlık olarak açtım dünyaya gözlerimi.Mahlukata halife eyledin.İns-an makamında ruhuma can verdin..verdin de ben kıymetimi bilemedim.Aklımı sürgün ettim mantığın hiç uğramadığı yalancı uğraşlara.Her mevsim yağmur yağarken ruhuma,nadasa bıraktım kurak gönlümü.Her insan ektiği biçer değil mi Ya Rab! Günah ektiğim bahçelerde kara güller büyüdü,kokusuz renksiz.Işığım bir mumun aydınlandığı kadar,verdiğim bir aldığım kadar fakat ben olamadım bir senin bana biçtiğin değer kadar.biraz mağrur,biraz bizâr,biraz da kendimi şekva ile geldim.Değersizliğimi bilerek,mecruh bir hal ile geldim işte…Sen şanımı yüceltirken,ben bir o kadar acziyetimle,nasır tutmuş ayaklarımla,kör olmuş gözlerimle,karalanmış hanemle geldim.Kalbimi avcuma sıkıştırarak,rengini kimse görmesin diye saklayarak getirdim.Amansızım,dermansızım,fermansızım.N’olurs un Ya Rab yeniden yücelt beni gönül gözümden geçir beni.Gözyaşına gark eyle beni eyle ki insan bileyim kendimi.İnşirah inşirah inrişah ayet ayet yücelt beni.
“Yalnız Rabbine yönel.”
Hayatın koylarından çıkıp senin limanına yöneldim Yar Rab!Sen ki sana gelmeyene dahi lütfederken,bilirim geri çevirmezsin beni kapından.Nihayetsiz acziyetimle,dünyevi arzuların kıvrımlarından,yokuşlu yollarından,ben kendimden geçerek sana geldim bu gece.’kün’ diyerek eyleyiverirsin diye bir ferman,ben ahvalimi dökerek sana geldim Ya Rab!.Benim sana anlatmaya halimi kelama ne hacet,sen beni bilirsin benim halim zaten aşikâr.Kurtar n’olursun bitsin artık bu esaret! Nefsanîyetin haysiyetini huzurda kırmaya geldim.Bakıp görmeyen gözlerimi sende açmaya,atıp yanmayan kalbimi sende yakmaya,her boşluğa sayan ama her daim seni anmayan dilimi konuşturmaya,sana muhtaçlığın şerefini başıma taç etmeye geldim.Sevdası her şeyden âlâ n’olursun aç yüreğimi ben senden bir inşirah istemeye geldim…İnşirah inşirah inşirah ayet ayet ferahlamaya geldim.N’ola ahh n’ola Ya Rab , ben sende kalmaya geldim.Bir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim…
Cuma bayramı Sual: Cuma günü için, Cuma bayramı demek caiz midir? CEVAP Evet caizdir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Günlerin en kıymetlisi Cumadır. Cuma günü, bayram günlerinden
ve aşure gününden daha kıymetlidir. Cuma, dünyada ve Cennette
müminlerin bayramıdır.) [Riyadun-nasıhin] (Ümmetinin bayramları içinde Cumadan daha kıymetli bayram yoktur
ve o günkü iki rekat namaz, Cuma günü dışındaki bin rekattan efdaldir.)
[Deylemi] (Allah indinde günlerin seyyidi Cumadır. O, kurban ve Ramazan
Son nefese kadar ne kazandigimiz, ne kaybettigimiz bir sey var.
Neyleyelim, imtihan dünyasi...
Can tatli, kulluk daha tatli...
Bir metrelik çadirda yasayanin da, konaklarda saltanat sürenin de topu topu bir nefeslik cani var.Bütün yapilanlar, yaptiklarimiz o bir nefeslik can için.Can kiymetli.Fakat canin asil sahibini,canani bilen için can,canana sunulabilecek en güzel hediye.Canla imtihan...
Bir övülmüş isim, saba yeli gibi merhametli, içten ve nüvazişkâr...
Selamlar ki şeker dudaklıların vuslatı gibi içtendir, elbette onadır. Hasretler ki âşıkların âvâzı kadar yanıktır, elbette onadır. Övgüler ki özlem sözlerince ateşli, ve arzular ki sevgililerin saçları misali uzun, ona, hep onadır. Duyuşlar ki kurtuluşun nuruyla nurlanmış yüzler gibi aydınlık, ve teselliler ki lale yanakların kadifesince yumuşak, anımsamalar ki şehitlerin "Allah! Allah!" nidası ardından atılışlarınca makbul, hep onadır, hep onadır. O ki Gül'dür, bütün mecburiyetler onadır. Bileli kendimi ben gönlümü âşık buldum.
Gönüller ki Gül'e hasret!..
Az konuşmaya ve çok sükuta vurgun... Serapa belagat ve fesahat pınarı...
Hatırımıza düştün hatırına düşür bizi. Sevdik seni, sevindir bizi. Uzaktayız yakınına vardır bizi; yandık pınarına kandır bizi. Sıcak yaz günlerinde yaş dalların titreyişi gibi yandır bizi serin kuyulardan; koyu gecenin yıldızlarına karşı uyandır bizi derin uykulardan. Gözyaşı değil nice demdir gözümüzden akan; belki eriyip biten ruhumuzdur damlayan!.. Geç kalmış aylara ve yıllara inat kadehinden içelim artık gül şarabını, çölde yitmiş çaylara ve yollara inat gerçeğinden seçelim şimdi gül serabını... Gül sözleri edelim çok çok, ve gonca sükutu az az. Gül düşleri görelim gül gecelerinde, Gül'ün aşkını derelim gül hecelerinde. Gözü sürmeli ile ağlayanın arasına gül serpelim, güle yeminler edip. Gönülleri yıkayalım gül suyuyla. Gönüldendir şikayet kimseden feryâdımız yoktur.
Gönlüm ki Gül'e hasret...
Üçüncü halin imkansızlığında... Ve kozanın amansız yırtılışında...
Cevher Gül'e düştü, mıknatıs bana, güzellik Gül'e, sevgi bana... Güzeller güzelleri severmiş ve sadıklar sadıkları... Güzelliğimi artır benim Gül'üm, ve arındır ayrık güzelliklerden sevgilerimi... Senden yüzüne bakma lezzetini isterim ve titrerim vefadan sonra ayrılığına düşme dehşetiyle. Genişlet sana indirilene yaslanmakta sinemi, ve sade kıl sensiz düşüncelerden gönül ayinemi. Bir yankı ol, ses kat sesime; bir nazar kıl can ver nefesime. Düşümde ya hayalde gel, bitirdi gerçek beni; geldir bizi her halde gel ya yanına çek beni!. Gel Efendim! Sen gelmeyince hatıra bilsen neler gelir!..
Gönül ki Gül'e hasret...
Güzellik kendisine sıfat değil ad olan... Gül olmayınca bağçeler berbad olan...
Bakışındandır başlangıcı bütün hadiselerin; ve en büyük yangın aşkının bir kıvılcımından... Dönüyorsa gökler bir yüzük halkasınca, ve dönmedeyse içinde ne varsa, kaşındandır yüzüğün, inci tanesi kaşından... İyi hal de hatırlatıyor seni bize, kötü hal de; korktuğumuzda da sevgin var içimizde, umduğumuzda da... Gözyaşlarımız gözbebeklerimizi boğazlıyor sensiz, duru şaraplar içinde zehirler yutuyoruz... Gökkuşaklarını toprağa gömenler de, nurunu ağızlarında söndürmek isteyenler de senden öte sınavlarda değiller aslında. Nefis kendini içine üflemekte daim. Gülü kendi sesinde solduranların seni beklemekle geçecektir yüzyıllar süren ömürleri. Ah bir bilseler!... Hâb–ı gaflette geçen ömrümü rü'yâ gördüm.
Gönüller ki Gül'e hasret...
Gönül ki kana boyandı, ve Gül'ün aşkına yandı...
İşte bu güvenilir kente and olsun ki... Tesellilerimiz kötürüm devinmelere mahkum sensiz Efendim, bütün ayrılıklar avuntulara, ve kendini parçalamada bütün yoksulluklar; neşterli ellerde taze yeminler kanamakta! Hayatlarımızın altına kopya kağıtları konuldu yokluğunda ve ruhlarımız şırıngalardan serpildi beyhude çoraklıklara. Sevgine tutulunca damarlarında cehennemlerin dolaştığı yıldızlardan yoksun kaldı göklerimiz. Sevgini unutalı ateşler serin ve selamet olmuyor artık; İbrahimler'i havada eller tutmuyor. Eleğimsağmalara buketlenmiş nergislerin kül kül dökülüyor toprağa. Yolunda olduklarını söyleyenler kendi elleriyle helak meyvelerini kendileri topluyorlar yamaçlarda. Ahdine ve sevgine sadık kalamadığımızdandır zoraki Meryem oruçlarına tutturulmaklığımız; nimetleri nankör ellerden dilendirilmemiz. Zamanın önündeki zalim maratonlarda yalın ayak sevgileri unutturulduk, zulme kapılandık, oyun ve oynaşa kapıldık kaldık!.. Sen bizi cevrine şâyeste bil ihsan olarak.
Aşk, bir Gül'ün adıydı...
İmdat ki seven unuttu, vefa yine sevgiliye düştü!..
Gel ey, unutma bizi!...
Seni bir seven aşkına sev hepimizi!..
Kararlıyım bu gece, bütün varlığımla seni öveceğim...
Seni sevdiğim gibi...
Havuzlar başında bizi hâlâ bekliyorsun değil mi, ya Rasûl!..
Ayı ikiye bölen kutlu ellerinle gel,şirki kara yere karan tatlı dillerinle gel,saadet muştusundabahtlı kullarınla gel…Ve ıtır,ıtır tomur tomur güllerinle gel…
Gel Efendim,Gül Kokuşlum…
Yetiştir suyu çorağa,tutuştur gülü yaprağa…Gül dikilsin yeniden toprağa…
Senin bir damla kokuna,bütün aşklarımı fedaya hazırım…!
Ve bir kırıntısına nazarının,bütün yüreğimi kanatmaya…
Abdülhakim Arvasi'nin kıymetli görüşlerinden biri şöyledir:
"Insanı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakk'a karşı şirk ve müşrikliktir.Ilim ve fen ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesad karanlığı hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir.Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz.Hakk'ı tanımadıkça, Hakk'ı sevmedikçe, Hak tealayı hakim bilip, O’na kulluk etmedikçe, insanlar, birbiri ile sevişemez. Hak'dan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur.”
Kardeşliğin önemini şu sözleriyle vurgulamıştır: "Hak Teala'nın hakimliğini tanıdığınız, emaneti ve emniyeti bozmayarak çalıştığınız zaman, birbirinizi ne kadar sevecek, birbirinize ne kadar bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden Allah'ın merhameti neler yaratacaktır. Kavuştuğunuz her nimet, hep Hakk'a imanın hasıl ettiği kardeşliğin neticesi ve Allahü Teala'nın merhamet ve ihsanıdır. Gördüğünüz her musibet ve felaket de; hep kızgınlığın, nefretin ve düşmanlığın neticesidir. Bunlar ise Hakk'ı tanımamanın, zulm ve haksızlık etmenin cezasıdır." (Seyyid Abdülhakim ARVASİ)
ALLÂH'a şükretmenin önemini ise şöyle anlatmıştır:
"Hamd, O nimet vericiyi ibadetle bilmektir. Şükür, Hakk'ın kuluna verdiğini O'nun yolunda kullanmaktır.
(Maneviyet Dünyamızda İz Bırakanlar, Vehbi Vakkasoğlu, s. 29)
İslam'ın tebliği için temizliğe ve giyim kuşama son derece önemi veren Arvasi Efendi, müminlerin de buna önem vermeleri için onları teşvik etmiştir:
''Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Hakk'ı tanımadıkça, Hakk'ı sevmedikçe, Hak Teala'yı hakim bilip, O'na kulluk etmedikçe, insanlar birbirini sevemez. Hak'tan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur."(Seyyid Abdülhakim ARVASİ)
ALLÂH C.C O'ndan ve cümlesinden ve sizlerden de razı olsun inşallah..
Kalpte ne varsa o damlar ve tekrar ait olduğu yere döner damlalar... Kimliğin kilididir kelimeler… Kibar kalpten kelamın kibarı damlar, kem kalpten de kem kelime…
Boş değildir kelimeler, boş olanlar bile bir boşluğu ifade eder… Hiçbir kelime de boşlukta kalmaz, bir kalbe konuk olur… Keder kelimeleri kederliler kapar, kimsesizlerinkini kimsesizler tutar, sevinçliler sevinçlileri sevindirir… Yaslıları yaslandırır yaslı kelimeler…
Hikmetin kabı, mananın kılıfıdır kelimeler… Mana denizi kabardığında kelime dalgasıyla vurur yürek sahillere… Sahile değişik şekiller verir bazen nazlı, bazen hırçın vuran dalgalar… Engin denizlere yelken açmak da kelime teknelerine binmekle olur… Denizle sahil arasında gelgitleri oynar kelimeler…
Kimse kaçamaz kader kelimelerden ve kader olan kelimelerinden… Kem bir kelime kendinin yazdığı yazgıdır ve tekrar sahibine yansır… Hased hasisliktir, sahibini yakar… Gıybet kendini dişlemektir… Zan zulmü, zamansız yakalar kişiyi…
Kelime varsa bir kalem vardır… Bir kelimedir kâinat… Kâinatı "Kün" ile yazan kader kalemi, her bir kalbe de ayrı bir imza atmış, her ömre farklı bir yazgı yazmıştır… <******> Motif motif çizmiştir "an"ları, desen desen yapmıştır yolları…
Kün kaleminin ucundaki zerrelerle yazılmıştır kâinat… Galaksilerin kavislerinden, kelebeklerin kanatlarına aynı mühür konmuştur; "Vav"… Aynı kalem kalbin göz bebeğinden göğün göğsüne bir çizgi çekmiştir; "Elif"… Ve insan her bir şeyde "Hu" yu okusun diye yaratılmıştır.
Kâinata ve kalbe yazılanlara iyi okumak güzelliklerle bezenmektir… Kem kelimelerle kirletmez kalbini… Hikmet konuşmak varken gıybet etmez, tefekkür ederken hasislik düşünmez, güzelliklere nazar ederken zanna zamanı kalmaz…
Hayatıyla bir "Elif" yazar, "Vav" vuslatıyla yürür, yüreği "Hu" okur..
GÖNÜL denizlerinde, Kalp güllerinde, Aşk hayallerinde, Sevda masallarında, Leyla-Mecnun anılarında, Ferhat-Şirin yanışlarında, Aşıkların ağlayışlarında, Hizmet ehlinin gözyaşlarında, KUR-ÂN okuyanların kalp atışlarında, Salavat getirenlarin GÜLlere bakışlarında, Nur Deryasına girenlerin kırmızı kitapları okuyuşlarında, Gece secdeye kapananların mâna aleminde seyahatlarında, Duaya kalkan ellemize konan GÜLleri koklayışmızda, ÜMMET-İ MUHAMMED'in dileklerinde ve niyazlarında vede hayır dualarında olmak ümidi ile..
Sizlere ve sizler gibi RESÛLÜ EKREM MUHAMMED MUSTAFA(S.A.S) EFENDİMİZ sevdalılarına,aşıklarına
ve tüm ÜMMET-İ MUHAMMED’e hayırlı Cumalar dilerim...
Cuma'nız kutlu ve mubarek ola
ve tüm İSLÂM alemi için hayırlara vesile ola inşallah..
ALLÂH'ın emir ve yasaklarını insanlara anlatan ve kendisine Silsile-i aliyye adı verilen büyük alimlerden Abdülhakim Arvasi Efendi, sohbet ve vaazlarında İslam'ın özüne yönelik çok önemli anlatımlar yapmıştır.
Seyyid Abdulhakim Arvasi Efendi, ALLÂH'ın dünya üzerindeki herşeyi yaratırken onu bir sebebe bağladığını ve insanların birşeyin olması için ALLÂH'a dua ederek sebeplere sarılması gerektiğini söylemiştir:
"ALLÂHÛ TEÂLÂ, herşeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lazımdır. Mesela buğday hasıl olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek lazımdır. İnsanların bütün hareketleri, işleri, ALLÂHÛ TEÂLÂ'nın bu adeti içinde meydana gelmektedir. ALLÂHÛ TEÂLÂ sevdiği insanlara iyilik, ikram olmak için ve azılı düşmanlarını aldatmak için bunlara, adetini bozarak sebepsiz şeyler yaratıyor."
Seyyid Abdülhakim ARVASİ. ALLÂAH C.C O'NDAN RAZI OLSUN.
Allah'ım,bize değiştiremeyeceğimiz şeylere katlanmak için sabır,değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirmek için cesaret,bu ikisini birbirinden ayırt etmek içinde akıl ve feraset ver"B.NİEBUHR İşte belkide hepimizin hayatını kurtaracak,hepimizin hemen yanıbaşında,avucunu açtığında tam ortasında olması gerekecek o muhteşem dualardan birisi.... Rabbim sana sonsuz şükürler olsun,dua kapısı denilen bir kapıyı sonsuza kadar açık bıraktığın için... Ya olmasaydı!!!! Ya çaresizliğimin en ağulu yerinde,tükenmiş umutların tamda bitim noktasında,dizlerimin üzerine çöküpte başımı iki elimin arasına aldığım bedenin tükendiğinde, YA RABB!!!! YA RABB!!!!!!Diyerek ellerimle beraber sana ruhumu açamasaydım.... Böyle bir günün akşamında kime şükredeceğini bilmek, feraset sahibi insanlardan olabilmeyi istemek,zerre kadar kötülüğün mutlaka karşılığının olacağı,zerre kadar iyiliğinde mutlaka karşılığı olduğuna inarak yaşamak;işte gerçek mutluluk gerçek huzur bu olsa gerek. YA RABB!!!Aç semaları bize,dua kapılarını kapatma.Aç gönüllerimizi sana, merhametinle kuşat şu zavallı bedenlerimizi ve sel olup akan şu göz yaşlarımızla temizle ruhlarımızı... Temizleki sana tertemiz ağızlarla,tertemiz beldelerde ,Duyufur-Rahman(Allah'ın misafiri) olup,yakaralım.birbirimizin derdiyle dertlenip dualar edelim,kimbilir biryerlerde dua eden birileride bizleri hatırlar çaresizliğimizde!!! Dualarda buluşmak dileğiyle!!
Asktan her ne tadarsaniz, hangi sekil ve ne derecede olursa olsun, bu ancak ve ancak ilahi askin ufak bir cüzü olabilir. Kadin ve erkek arasindaki ask´da bu ilahi asktan bir parcadir. Fakat bu dünyevi sevgi, ask ve bu aska götüren vasitalar önünde bazen perde olur. Lakin günün birinde bu perde kalkacak ve hakiki gaye olan hakiki Mahbub bütün ihtisamiyla tecelli edecektir.
Önemli olan, ne sekilde olursa olsun bu aski kalpte tasiyabilmektir. Ama sevilmeniz de cok önemlidir. Sevmek, sevilmekten cok daha kolaydir. Fakat asiksaniz hakiki Mahbub´a günün birinde mutlaka vasil olursunuz...alıntı
Bizi Mahbuba ulastiracak gercek asklar yasamamiz dilegiyle...
Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat! İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin...